hayat işte

4/3/2009 - ’Çöp Madam El Ürünleri



Tara Hopkins
Etiketi sen belirle!
Ayvalıklı ev hanımları bugünlerde hummalı bir şekilde cips ve gofret ambalajından çanta üretiyor! ’Çöpten’ yaptıkları bu çantalar, çocuklarının okul kermesi için değil...

 

Çantalar yakında Türkiye’nin en ünlü mağazaların vitrininde boy gösterecek ve modayı yakından takip eden kadınların kollarını süsleyecek.
Tüm bu işler Sabancı Üniversitesi’nin ABD’li öğretim üyesi Tara Hopkins’in başının altından çıkıyor. Türkiye kadın hareketinin yakından tanıdığı bir isim olan Hopkins, modada yeni bir kulvar açma hazırlığında!

20 yıldır Türkiye’de
20 yıla yakın süredir Türkiye’de yaşayan Hopkins, geçen ay Ayvalık’ta ’Çöp Madam El Ürünleri İmalat’ adlı bir şirket kurdu. Hopkins’in şirketi hem kadın girişimine, hem çevreye yönelik. Çok iyi Türkçe konuşan, hatta aksanı biraz Ege’ye çalan Hopkins, “Çöp Madam ismini ben buldum yabancı olarak affedersiniz. Resmi olarak Çöp Madam Müdürü oldum” diyor.
Hopkins’in şirketi ev kadınlarının elinin ekmek tutmasını amaçlıyor. Kadınların Unilever’in sağladığı ambalaj desteğiyle yaptığı çantalar, Boyner mağazalarında satılacak. Gerisini Hopkins şöyle anlatıyor:

Meksika’da hapse girdi!
“1989’dan beri Türkiye’deyim. 10 yıldır da Sabancı Üniversitesi’nde katılımcı demokrasi ve toplumsal duyarlılık konularını anlatıyorum. Yıllarca kadın ve çevre hareketinin içinde oldum. Bir ülkenin kalkınması için kadınların durumunun çok daha iyi olması lazım. Türkiye’de çok sayıda kadının özgüveni  düşük. Kendilerini ikinci sınıf vatandaş görüyorlar. Ayrıca dünyada ve Türkiye’de hep çevreden bahsediyoruz. Ama pek bir şey de yapmıyoruz. Bu konularda harekete geçmek istedim. ’Atıklardan ne yapabilirim?’ diye araştırırken bu çantalar tesadüfen ortaya çıktı.
Meksika’da hapishanelerde bunları üretiyorlarmış. Hemen Meksika’ya gidip hapishanede 1 hafta vakit geçirdim. Oradaki mahkûmlardan çanta işini öğrendim.”

30 kadın çalışıyor
“Ambalaj için başvurduğumuz Unilever hemen derdimizi anladı. Destek vermek istedi. 15 sene önce Ayvalık’ta ev almıştım. Oradaki hanımlar çok sanatsal şeyler yapıyor. Çöp Madam’da çalışmaya ilk önce bizim mahalleden kadınlar geldi. 2 ay geçmedi şu anda 30 kadın oldu. Bir çanta 12 saatte yapılıyor. Şu anda 4 modelimiz var. 4 model daha çıkartacağız. Çantalarımız çok sağlam. Küçük çantalar 20 liradan ucuz olsun istemiyorum. Elimizde 150 çantamız oldu. İstanbul ve Urfa’da da atölye açmak istiyoruz. Çantalar Boyner mağazalarında satılacak. Ümit Boyner de zaten Ayvalıklı. Çanta yapan kadınların özgüveni hemen değişiyor. Köyden gelmiş bir kız vardı. Geçende ’Kendi ellerimle bir şey yaratmak ne hoş bir şey’ dedi. Çok mutlu oldum.”

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

27/2/2009 - kendi kendini değerleştirme

KeNDi KeNDiNi DeĞeRSiZLeŞTiRMe!!!

 

Kişinin, insani ve toplumsal değerlerle örülü bir şekli olmalı. Değerleri olmayan insanlar değersiz insanlardır. Sevgi, saygı, ahlak gibi değerlerden yoksun bir kişilik hastadır. Günümüzde her nasılsa bu hasta kişilikler bireylere özellikle gençlere ‘model’ olarak sunulmaya başlanmıştır. Bu değersiz hasta kişilikliler, birileri tarafından toplumda ‘ayrıcalıklı, özel insanlar’ konumuna getirildi ve model olarak kabul ettirildi. Edilgen fiil kullandım çünkü aslında bunlar toplumun kendi iradesinin bir neticesi değil birilerinin dayatması, toplumun iradesizliğinin ve bilinçsizliğinin bir sonucu…

 

Kişilikleri henüz şekillenmekte olan gençlerimiz bu ‘değersiz, hasta kişilikli model’leri buluyorlar karşılarında. Ama bu modellerin değersizliklerini, basitliklerini ve hastalıklarını görmüyorlar çünkü onlara hak etmedikleri bir değer veriliyor ve hak etmedikleri bir konuma getiriliyorlar.

 

Birey, İlk öğretimin orta kısmına başlıyor liseden üniversiteye kadar hatta üniversite de dahil olmak üzere bu hasta kişilikleri model edinmiş insanların kendilerini ‘ayrıcalıklı ve farklı’ gösterme ve bu şekilde bir yer edinme çabalarına tanık oluyor. Okulun gözde(!), ayrıcalıklı(!) ve farklı(!) bu gruplarına dahil olabilmek için kendini değersizleştirmek için elinden geleni yapar hale geliyor. ‘Çıktığı(?) kız veya erkek listesinin kabarıklığı, okul ve toplum kurallarının hiçe sayılması ve olabildiğince saygısız, ahlaksız olmak, çıkarların doğrultusunda kanki(?) olmak sonrada yine çıkarların için kankini satabilecek yüreğe(?) sahip olmak, arkadaşlık, sevgi, aşk gibi değerlere mümkün olabildiğine yüzeysel bakmak derinliğe sadece bu değerler için yazılmış kuru laflarda inmek ve bunların sadece sözlerde kalacak şekilde yaşamak, gerçek manası ile yaşamamak vs. gibi bu guruplara dâhil olmanın özel(?) şartları vardır. En önemli şartlarından biri de düşünmemek, muhakeme etmemek, günübirlik yaşamak… ‘Gerçekten değerli, sorumluluklarının bilincinde bireyleri küçümsemek ve alay etmek’ kuralını da unutmamak gerekir, maazallah sonra kendilerini nasıl ayrıcalıklı(?) ve özel(?) gösterirler, kendilerini nasıl kandırırlar, guruplarına dahil olmak için değersizleşmeyi tercih eden şekilsizleri nasıl kandırırlar(?)

 

Bu kendini değersizleştirme akımına okullardan bir örnekti toplumun her kesiminden konuya örnek bulmak mümkün. Çünkü her kesime ‘model’ olarak sunulmuş ‘değersiz, hasta’ kişilikler ve bunlara benzemek için kendilerini değersizleştirenler mevcut.

 

.

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

27/2/2009 - EVİ SOKAK ADI HİÇ KİMSE

Onlar sayıları her geçen gün artan Beyoğlu''nun evsiz kadınları. Her birinin hikâyesi farklı. Kimini eşi terk etmiş kimi de ailesinin yanından yıllar önce ayrılıp geldiği İstanbul''da kendini sokakta bulmuş. İnsanlara güven duymuyorlar. Hikâyelerini anlatıp başkalarının yorumlarına açık hale getirmekten ısrarla kaçınıyorlar. İnsanlardan bir şey istemeyecek kadar gururlular. Kalacak bir mekân, karınlarını doyuracak bir kap yemek hayattaki tek beklentileri. Beyoğlu''nun evsiz kadınlarının çaresizliği, bir başınalığı aslında Türkiye''deki evsiz kadınların durumunu ortaya koyuyor. İstiklal Caddesi''ni evi belleyen, sokaklarda yaşam mücadelesi veren ve bizim çoğu kez görmezden geldiğimiz bu kadınları biraz yakından tanıyalım istedik. Kimine ismini sorduğumuzda "benim adım hiç kimse" cevabını aldık, kimi bir iş bulursa kendine ait bir oda tutacağını anlattı bize. Kimi de hayatta bir şey beklemenin kendisi için ne kadar lüks olduğundan dem vurdu.

Beyoğlu''nun evsiz kadınları; Gök çatı, yer yatak

Barınacak bir eve sahip olmamak, sokakta bir başına mücadele etmek kimse için kolay değil. Hele söz konusu olan bir kadınsa tehlikeler daha da bir artıyor. Çetin sokak şartları kadının naif dünyasını değiştiriyor. Başka çaresi olmadığı için sokaklarda yaşayan kadınlar zorluklara ''kadınsı'' yapılarıyla değil, naifliklerini içlerine hapsederek dayanıyorlar. Bundan olsa gerek sokakta yaşamaya başladıktan sonra kadınlar erkeksileşmeleri. Giyimlerinden oturup kalkmalarına kadar yansıyor bu hal. Esasında, banklarda yatan, sur içini kendine mesken tutan erkeklere aşinaydık ama evsiz kadınların bu kadar çok olduğunu hiçbirimiz tahmin edemezdik. İstanbul''un en hareketli mekanlarından, İstiklal Caddesi evsiz kadınlarla dolu. Sessiz bir şekilde kaderlerine razı olmuş, bir köşeye çömelmiş yaşamaya çalışıyorlar. Dilenci muamelesi görmekten hoşlanmıyor, ellerine tutuşturulan parayı çoğu zaman mahcup olarak alıyorlar. Türkiye''nin bir çıkmazının İstiklal''e yansıyan küçük bir kesimi Beyoğlu''nun evsiz kadınları.

Buz gibi bir havada, bir akşamüstü daha İstiklal Caddesi''nden adım atar atmaz rastladık ona. Uzun boyu, zayıf vücudu ile büzülmüş, kepenklerini indiren bir mağazanın önünde diz çökmüştü. Önüne bir şapka koymuş, belki gelen geçen sessizliğine bürünmüş bu kadına iki kuruş atmak ister diye. Dilenci olmadığı her halinden belli. Biraz çekinerek, biraz utanarak soruyoruz adını "Benim adım hiç kimse!" diyor. Gözleri ile hapsediyor bizi kendine, düzgün bir Türkçe ile konuşuyor. Kurduğu cümleler, gururlu bakışları ona herhangi biri muamelesini yapmamızı engelliyor. "Sokakta yatıyorum demiyorum." diyor. "Benim evim burası." diyerek caddeyi gösteriyor. Tekrar ısrarla altını çiziyor: "Sokakta yatıyorum demiyorum. Belediyenin bana sağladığı yerde, caddede yatıyorum." Hayat hikâyesini paylaşmakta oldukça ketum. "Benim anlatacak hiçbir şeyim yok." diyor.

 

Evsiz olmak onu da, diğerlerini de hayatı herkesin bakışları altında yaşamaya mahkûm etmiş. Biraz da bundan olsa gerek hayat hikâyelerini anlatmamakta bu denli direnmeleri, kendilerine özel olanı saklama istekleri. Zar zor kendilerine dair birkaç cümle ile aktarıyorlar durumlarını. Yoksulluğun getirdiği çaresizlik gururlarından bir şey eksiltmemiş. Arabesk cümleler ile hayat hikâyelerini anlatıp ellerine sıkıştırılacak iki kuruş paraya tenezzül etmiyorlar. Tıpkı 35 yaşındaki evsiz Sabire gibi. Bir gece vakti elinde bir bardak çay ile ısınmaya çalışırken rastlamıştık ona. Yanına gidip soru soracak cesareti bulamadığımız bir akşamdı. Gözlerini bir noktaya dikmiş, başka bir dünyaya dalmıştı. Fakat Sabire ile konuşmak için tek seçenek o akşam konuşmak değildi. Ne de olsa onun evi İstiklal Caddesi''ydi, başka bir akşam da hikâyesine konuk olabilirdik. Tam böyle düşünürken İstiklal Caddesi''nin pastanelerinden birinde oturmuş kahve içerken çıkageldi Sabire. Çekingen bakışlar ile camın arkasından içeri bakıyordu. Kısacık boyuna, incecik vücuduna inat giydiği kalın, kocaman bir hırkası, çekingen bakışlar ile giriyor pastaneden içeri. Yiyecek-içecek mi isteyecek diye olayı anlamaya çalışırken cama asılan "Bulaşıkçı aranıyor" ilanı için geldiğini fark ediyoruz. Nedense insan böyle çaresiz insanların iş değil de yiyecek istemek için böyle mekânların kapısını aralayacağını düşünüyor. Kibarca "Biz erkek bulaşıkçı arıyoruz" gerekçesi ile geri çevriliyor. Beklediği bir cevap ile karşılaşmış olsa da üzgün ve mahcup çıkıyor pastaneden dışarı. Peşine takılıyoruz ,hızlı adımlarla ilerleyip bir apartmanın girişinde oturuyor. Amacımızı anlattıktan sonra sohbet etmeye başlıyoruz. Ankara''da yaşayan ailesinin yanından ayrıldıktan sonra İstanbul''a geldiğini, daha önce bulaşıkçılık dahil birçok iş yaptığını anlatıyor. İşini kaybettikten sonra evinin kirasını karşılayamadığı için sokakta yaşamaya başlamış. "Benim hayattan hiçbir beklentim yok." diyor. Kendisine küçük bir oda tutabilmek için iş bulmayı umut ediyor. Mümkün mertebe her kapıyı çalıyor. Fakat her şeyin olabildiğince albenili müşterilere sunulduğu mekânlarda bulaşıkçı olabilmek için bile daha fazlası aranıyor. Sokakları tehlikeli bulmuyor, Beyoğlu''nda farklı mekânları kendisine mesken ediniyor. Tanıdıkları olduğunu ama hiç arkadaşı olmadığını söylüyor. Kendisi gibi sokakları ev belleyenler ile bir iletişimi olmadığını anlatıyor. Onun tek derdi bir iş bulup kendisine kalacak bir yer ayarlayabilmek. Adını söylemekten kaçınmıyor, fotoğrafını istemeye istemeye çektiriyor fakat soyadını söylemek istemiyor.

Sizi tanımıyorum, güvenemem!

Bir akşam namazı vakti cami avlusuna elinde iki valizi ile süzülen 28 yaşındaki genç kız ise ismini dahi söylemekten kaçınıyor. "Ben kimseye güvenmemeyi öğrendim. Size de güvenmiyorum, ismimi söyleyemem." diyor. Kocası tarafından terk edildikten sonra yanına alabildiği iki-üç parça eşyayı doldurduğu valizleri ile 5 aydır sokaklarda yatıyor. Ailesi olmadığını, eşinin tarafından kimseyi tanımadığını söylüyor. Seyyar satıcılık yapan eşi ile Taksim''de tanışmış. Bir gün eşi eve gelmemeye başlayınca evin kirasını ödeyememiş ve kendini sokaklarda bulmuş. Güvendiği insanlardan ummadığı davranışlar görünce kendisini tamamen insanlardan uzak tutmaya karar vermiş. Bir arkadaşının verdiği para ile üç gün bir otelde kaldığını anlatırken bile mutluluk duyuyor. "Uzun zaman sonra banyo yapabildim, sıcak bir ortamda uyuyabildim." diyor. Resmî olarak devam eden evliliğinden umudunu yitirmiş durumda, kar kapıyı çalmadan kalacak sıcak bir mekân bulmak istiyor. Genellikle yatmak için cami avlusunu tercih ediyor. Soğuktan başka şikâyeti yok. Kimsenin kendisine karışmadığını söylüyor.

Elindeki kağıt mendili satmak için uğraşan, yaşı ilerlemiş, konuşmak istediğinde sesi bile çıkmayan elli yaşlarındaki kadın "Benim evim her yer." diyor. Bir-iki kuruş kazanabilmek için kağıt mendil satıyor. Kazandığı parayı karnını doyurmak için kullanıyor. Ne zaman ve nasıl sokaklara mahkûm kaldığını anlatmak istiyor fakat "Anlatacak bir şey yok." diyerek geçiştiriyor.

Onlar için önemli olan hikâyelerinin bilinip başlarından geçen kötü olaylar için yakınmak değil. "Varsa bir imkân, kalacak bir yer ve bir de iş ondan haber ver." der gibi bakıyorlar insana. Beyoğlu Belediyesi''nin evsizlerin barınabilmesi için herhangi bir çalışması yok. İhtiyaç sahipleri için Semt Konakları olarak hizmet veren alanlarda herkes gibi onlar da yemek yiyebiliyor, temizlenip doktora muayene olup ihtiyaç duydukları eşyaları alabiliyorlar. Fakat konaklamaları için herhangi bir imkân sunulmuyor. Elbette bu tablo sadece Beyoğlu''nda yaşanmıyor. Bir otogar mescidinde kendisine verilen bir battaniyeye sarılan, boş bir inşaatı kendine ev bellemiş kadınlara da rastlamak mümkün. Ekonomik zorluklar ve geçimsizlik nedeniyle bir çok kadın evsiz duruma düşüyor. Fakat kamuoyu oluşturacak güçleri olmayan evsizlerle ilgili herhangi bir program da yapılmış değil. Hızla süren hayatın içerisinde hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşı ile çoğu zaman fark etmeden geçiyoruz yanlarından.

ALINTI

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

herşeyin başı dürüstlüktür....

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

herneyse
seyyahdergi
mai siyah
HASAN YILMAZ
sedatakkaya
siberdevlet
farenjitnedir
gonulsofrasi
durusevdam
asligulerr
selin67
zeliscilekes
doymadimsana